Şile Mutlu Son Hizmeti – Masör Ece
Şile Mutlu Son Hizmeti – Masör Ece
Şile Mutlu Son hava güzel olduğu günler, Luxembourg Parkı’na gider, orada oturup okurdum. Güneşin altında yırazı gelen havuzların çevresinde dolanarak, kendimden geçmişçesine, beğendiğim sözleri yinelerdim. Çoğu kere de, evden birkaç adım ötede, bana sessizlik içinde okuma olanağı veren Katolik Enstitüsü’nün okuma odasına girerdim. Jacques’m bütün kitaplardan üstün tuttuğu, adı Le Grand Mole değil de Le Grand Meaulnes olan romanı, işte o kitaplıkta, uzun giysili din öğrencileri arasında, siyah bir masada oturup okudum. Okumak, bir zamanlar yakarış etmenin kazandırdığı boşalımı sağlıyordu bana.
Edebiyat, yaşamımda eskiden dinin tuttuğu yeri aldı. Beni tamamen kapsadı, tüm yaşamımı değiştirdi. Sevdiğim kitaplar, öğüt ve destek bulduğum birer kutsal kitap niteliğine büründüler. O kitaplardan uzun bölümler kopya ettim. Yeni yeni ilahiler, dualar, sureler, özdeyişler ezberledim ve yaşam deliğimin her döneminde bu mukaddes metinleri okumakla kutsadım. Duygularım, gözyaşlarım ve isteklerim, bundan dolayı en az eskisi kadar içtendi. Sözler ve uyaklar, dizeler ve satırlar, feyk düşlere yardımcı olmaktan öte, hiç kimselere saslınü edemediğim ruhsal serüvenleri suskunluktan kurtaran birer enstrumantılar.
Şile Mutlu Son bu dizeler, benimle, başka bir yerlerde yaşayan ikiz ruhlar içinde bir bağlantı kuruyorlardı. Kendi ufacık yaşantımı sürdürmek yerine, bir büyük tinsel destanı paylaşıyor, ona katılıyordum. Aylarca kitaplardan baş kaldırmadım. Bana yakın tek gerçeklik kitaplardı. Annemle babam, kitaplara kötü kötü bakıyorlardı. Annem, kitapları sınıflandırıyor; ciddi kitaplar ve romanlar diye ayırıyordu. Romanlara, günah olmasa bile, minimumından saçma ve boş bir eğlence diye bakıyor ve Bulûcistan coğrafyası, Lamballe Prensesinin yaşam öyküsü, su yılanlarının yaşayışları, hanım ruhu ya da piramitlerin gizi yerine Mauriac, Radiguet, Giraudoux, Larbaud ve Proust okumamı büyük bir zaman yitimi olarak niteliyordu.
Şile Mutlu Son
Şile Mutlu Son bu tarz şeylerin özentili, ağdalı, sapık, yoz ve ahlaksız bulunduğunu söyledi. Bunları, hele hele Marcel Arland’ın Etienne’ini bana verdiği için Jacques’a kızdı. Annemle babam, artık okuduğum kitapları sansürden geçiremiyorlardı; sadece, ikide bir bu nedenle gürültü koparıyorlardı. Bu hücumlardan bıkmıştım artık. Aramızda sürüp giden çatışma, iyiden iyiye alevlenmeye başlıyordu. Çocukluğum ve ilk genç kızlık dönemim fazlaca düzenli, fırtınasız geçmişti. Yıldan yıla, kendime daha bir itimat duyuyordum.
Oysa şimdi, yaşam deliğimin dalgasız akışında kesin bir kopma var gibiydi. Cours Desir’i, Abbe’yi, okul arkadaşlarımı anımsıyordum; sadece kendime bakmış olduğum zaman, o serinkanlı, suskun, sakin kızı göremiyordum artık. Oysa daha birkaç ay önce, bu tanıma uygun bir yaşamım vardı. Şimdi çevremden çok düşüncelerimle ilgileniyordum. Özel bir günce tutmaya başladım, îlk sayfaya da, “Bu sayfalan bir okuyan çıkarsa, kim olursa olsun, aslabir zaman bağışlamayacağım.
Bunları okumak ucuz ve çirkin bir şey olur. Sözlerimdeki gülünç azamete karşın, gene de bu uyarmayı göz önünde tutmanızı rica ederim” diye yazdım. Bunu yazdıktan başka, güncemi kaçamak bakışlardan kollamak için büyük titizlik gösteriyordum. Bu deftere en sevdiğim kitaplardan bölümler kopya eder; özeleştiriler yapar, kendi kendimle söylekişileri aktarırdım. Özeleştirilerimin sonucunda kendimde görmüş olduğum değişmelerden, gelişmelerden dolayı da kendimi kutlardım. Bu değişimler neydi? Güncemden kati, belirgin bir şey anlamak olanaksız.
Son yorumlar